Bir zamanlar Astek Medeniyeti vardı...

Meksika’yı bilirsiniz. Hani bol bol tekila içilen, fasulye ve avokado soslu cips yenilen ülke.
Peki, hani üzerinde yaşadıkları toprakların dünyanın en verimli toprakları olduğu söylenen, sadece 200 yıl yaşayıp tarihin görmüş olduğu en çabuk gelişen ve en etkileyici medeniyeti olan Astek Medeniyeti’ni bilir misiniz?

Astekler, 1325- 1521 yılları arasında yaşadı. Bugün hala çözümlenmemiş, bizleri hayretler içinde bırakan yapıtları, tanrılarıyla 1519’da İspanyol fethiyle tarih olmaya başladılar.
Hayır, onlar hala yaşıyor ve şu anda ise Londra’dalar.
Royal Academy of Arts ve Meksika resmi makamlarının birlikte çalışmaları sonucu, Astek medeniyetleri adına açılmış en büyük sergi, Royal Academy of Arts’da 11 Nisan’a kadar izlenebilir. Sergilenen 350 muhteşem yapıt Astek Medeniyeti’nin yaşamına ışık tutuyor.
Eserler arasında, firuze, altın ve yeşimden yapılmış çalışmalar, taştan dev heykeller, ve hatta bir Astek tapınağının yeniden canlandırılması görülebilir. Bu sergilenen objelerin bir kısmı, bulunduklarından beri ilk defa,  Meksika dışında bir yerde görücüye çıktı. Hatta bazı parçalar ilk defa sadece bu sergi aracılığıyla halka açıldı.
Sergi salonu oldukça geniş, çok iyi düzenlenmiş va çok da iyi ışıklandırılmış. Her bölüm Astekler’le ilgili ayrı bir yaşamı anlatıyor. Onlarla ilgili hiçbir fikriniz yoksa bile tabelaları izleyip, her odanın girişinde yazılmış olan açıklamaları okursanız, çıkış kapısına geldiğinizde 500 sene öncesine yolculuk etmiş, onlarla bir tarih geçirmiş, yaşamlarını yakından görmüş gibi oluyorsunuz.
Bu yolculuk onların göçleriyle başlıyor.     

Astekler’in göçleri başladığında, onlar sadece birer avcıydılar. Göçlerinin nerede başladığı bilinmemesine rağmen, 130 sene sürdüğü tahmin edilmektedir. Astekler olarak yaşadıkları süre boyunca en çok önemsedikleri tanrıları “Huitzilopochtli” önderliğinde önce eski Toltekler’in başkenti olan Tula’ya vardılar. Astekler Toltekler’in kültürlerinden fazlasıyla etkilenip onları örnek aldılar. Fakat bir süre sonra Tanrı onlara bir haber yollayıp Tula’nın onlara göre bir yer olmadığını anlattı. Zor yollar, zor koşullar ve çok zor savaşlardan sonra 1299’da göçlerinin son dönemlerine geldiler. İnançlarının yardımıyla doğru yeri buldular ve orada medeniyetleri adına bir merkez yarattılar. Huitzilopochtli’nin, baştan beri bir tanrı mı yoksa saygı duyulan bir önderin tanrılaştırılması mı olduğu bilinmemektedir. Astekler onu gerek kitaplarında, gerekse heykellerinde çirkin bir yüz  ve  Amerika’da yaşayan göçmen bir kuş olan Kolibri’nin açık duran gagasıyla temsil etmişlerdir. O tam anlamıyla bir Astek tanrısı olup diğer mesoamerika döneminde hiç izine rastlanmamıştır. Katı bir lider (tanrı) olduğu biliniyor. Onun ve  yağmur tanrısı Tlaloc şerefine kutsal bölgede büyük, piramit formunda bir tapınak yapılmıştır.

Tenochtitlan, Templo Mayor:

Bugün Meksika’nın başkenti olan yerde bir zamanlar Astekler’in başkenti vardı. “Tenochtitlan.”  İspanyollar  1519’da şehri fethetmek için geldiklerinde orada yaşayan yaklaşık 250000 insanıyla dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi. Şehir dört ayrı bölümden oluşuyordu ve bunların en önemlisi tapınak bölümüydü. Şehrin diğer bölümlerinden korumak için çevresi duvarlarla kapatılan bu yerin tamamı Astekler’in en büyük ve en önemli yapısı olan “Templo Mayor” dan oluşuyordu.
Meksiko City’de tam Zocalo’da sarayla katedral arasında bulundu Templo Mayor.  Tenochtitlan’ın dini merkezinin, şehrin bu bölümünün altında yattığı 20. y.y.’ın başından beri bilinmesine rağmen, genel olarak baş tapınak Teocalli’nin bu katedralin altında olduğu tahmin edilirdi. 1978’deki küçük bir kazı çalışmasında, üzerinde ay tanrısı Coyolxauhgui’nin resmi bulunan sekiz tonluk bir taş bloğunun bulunmasından sonra aynı yerde çok hızlı olarak ciddi çalışmalara başlanmıştır. Orada var olan tüm binalar boşaltılıp, yıkılmış, kazılar için yer açılmıştır. Astekler’de  her 52 senede bir eski tapınağın üzerine yenisini yapmak adettendi, ama bu kazı çalışmalarından sonra Astekler’in bunu daha sık tekrarladıkları görülmüştür.

Templo Mayor, bir “çift tapınak”tı. Bunun da anlamı, iki ayrı tanrının yaşadığı bir tapınak olmasıydı. Huilzilopochtli ve yağmur tanrısı Tlaloc. Efsaneye göre Huilzilopochtli, Tlaloc’u oğlu olarak kabul etmişti.

Tanrılar:

Astek dini bizler için çok karışık. Çok tanrılı olmalarından dolayı hala dinleri çok iyi çözümlenememiştir. Bu tanrılardan bazılarının aynı isimle farklı görevleri, bazen de aynı tanrının birden fazla ismi vardı.
Tanrılar Astekler’in tüm hayatlarını etkiler, yönlendirdi. Doğum günü bir alınyazısıydı onlar için. Falcılar bu doğum günlerinin fal takvimindeki durumuna bakıp geleceke olabilecekleri saptar, eğer kötü birşeyler görüyorlarsa nelerin yapılması gerektiğiyle ilgili öğütler verirlerdi. Komşu milletlerle yapılacak savaşlar olsun, tarlaların ekilip biçilmesi, yeni bir evin inşaası ve hatta yeni bir hükümdarın tahta çıkması olsun, her önemli eylemde dinsel törenler düzenlenirdi.
Astek dininde, 13 tane baş tanrı ve 200’ün üstünde onların alt görevlerini üstlenmiş ufak tefek tanrılar vardı.
Tlalaoc, yağmur, bereket tanrısı, savaş tanrıları Huitzilopochtli, onun kızkardeşi ay tanrısı Coyolxauhgui, Astekler’in en önemli tanrıları sayılırdı. Bu arada “Quetzalcoatl” adına da Astek mitolojisinde sıkça rastlamak mümkündür.
Quetzalcoatl, tüm Mezoamerika döneminde tanınmış alışılmışın dışında bir tanrıydı ve farklı isimlerle yer alırdı. (Örneğin Mayalar döneminde Kulkulkan adıyla karşımıza çıkıyor.) O yaradan bir ilah olarak görülmesine rağmen, rüzgar tanrısı Ehecatl, öğrenmenin ve mesleklerin hayırsever tanrısı, ikizler tanrısı ve takvimin bulucusu olarak da farklı işlevlerle de mitolojide yer alıyordu. Tabi bu kadar ünlü bir tanrının adına da bir çok efsaneler var. Mesela bunlardan bir tanesi;
Quetzalcoatl’ın bir erkek kardeşi varmış, (köpek kafalı tanrı Xolotl.) Her ikiside yer altına girip orada tuhaf bir afet sonucu ölmüş olan bir kadın ve bir erkeğin kemiklerini toplamışlar. Quetzalcoatl öfkeyle ölüm tanrısının yanından uçar ve kemikleri yere bırakır. Kemikler yere düşünce kırılır, o kırık kemikleri tekrar yerden topladığı gibi yer tanrısı Cihuacoatl’a (yılan kadın) gider. Yılan kadın, kemikleri ezip onları pişirir. Quetzalcoatl’da bu pişmiş kemiklerin üzerine erkeklik organından çıkardığı kanı karıştırıp yeni insanlar yaratır.
İşte Quetzalcoatl böyle bir tanrıydı.
Tanrılara saygı olarak Astekler birçok geçici şenlik düzenlerler, tanrılara çok çeşitli hediyeler verilirdi. Örneğin, çok renkli çiçekler, yiyecek ve içecekler... Tabi bunun yanında, şarkılar söylenir, danslar edilir ve gösteriler yapılırdı. Çok büyük törenlerde insan kurban etmek de vardı. İnsanlar kurban edilmeden önce, uğruna kurban edilecekleri tanrılar gibi hazırlanır, önlerinde danslar edilir, şarkılar söylenir ve daha sonra öldürülürdü. Genellikle kurban edilenler güçlü kuvvetli savaş esirleri veya güzel, yakışıklı köleler olurdu. İnsan kurban etmenin çeşitli şekilleri vardı. Çoğunlukla sadece bu iş için kullanılan bir bıçakla göğüs kısmı kesilip kurbanın kalbi çıkarılırdı. Çocuk göz yaşlarının yağmur tanrısının yaptığı işle alakası olduğu düşünüldüğünden çocuk kurbanlar yağmur tanrısı için verilirdi. Astekler’de insan (tıpkı eski Yunan’larda olduğu gibi)  hiçbir şeyin ölçüsü, nedeni değildi. Onlar dünyaya ve yaşama karşı çaresiz duruyorlardı. Yaşanan birçok şeyi açıklayamıyorlar, bu nedenle afetlerde ve olağanüstü her durumda Tanrılardan birer işeret aldıklarını düşünüyorlardı. Tanrılarla aralarındaki iletişimi, onlara hediye ettikleri kurbanlarla sağlamaya çalışıyorlardı. Halktan insanların yaptıkları tanrı resim ve heykelleri Tenochtitlan’a götürülüp orada bir “tanrılar hapisanesi” olan Caocalco’ya kapatılmıştı.
(Resmi olarak) savaş kazanıp fetihler yapmak sadece ve sadece Tanrılar’a kurbanlar bulmak içindi.

Codices:

Astekler el sanatlarındaki başarılarının yanı sıra edebi yönleri de çok güçlü bir toplumdu. Rengarenk boyalı, açıklayıcı nitelikli “Codices” diye adlandırılan birçok kitap da onlar hakkındaki soruların cevaplanmasına yardımcı olmuştur. Küçük yaştan beri özel yetenekli yazarlar, sadece bu iş için açılan özel okullarda eğitim görür, “resim yazmayı” öğrenirlerdi. Bu yazarlar, doğal boyalarla özel olarak hazırlanmış hayvan derilerine veya incir ağacı kabuklarını yazıları için kullanırlardı.

Astek Sanatının Mücevherleri:

Astekler tarafından hükmedilen topraklardaki insanlar, hükümdarlarına bir haraç ödemek zorunda bırakılırlardı. Halktan alınan bu haraçlar genellikle günlük yaşamdan parçalar olurdu. Örneğin pamuk, mısır, fasulye veya tohum gibi. Fakat çok sık olmasa da, geyik derisi, altın veya yeşim de alınan haraçlar arasında bulunurdu. Aldıkları bu haraçlardan günümüze kadar ulaşan şaheserler yaratmışlardır. Astekler, diğer milletlerin yetenek ve kudretlerinin çok çabuk farkına varır ve kendileri için kullanımlı hale getirirlerdi. Örneğin güney Meksika tarafında yaşamış olan Mixtekler seçkin kitaplar ve altın çalışmaları yaparlardı. Puebla’da yaşayanlar ise seramik çalışmalarıyla ünlüydüler.

Doğa:

Bu toplum dini inançlarında ve düşüncelerinde önemli bir rol oynayan doğadan çok etkilenmişlerdi. Hayvanlar, örneğin geyik, jaguar ve tavşan Astek takviminde de görüldüğü gibi onlar için büyük anlamlar taşıyordu. Takvimde aynı zamanda bitkiler ve doğanın güçleri sayılan rüzgar ve yağmurda büyük yer tutar. Astekler birçok hayvan ve bitkilerin doğa ötesi güçlerle bağlantılı olduğunu düşünürler ve Tanrılarını nitelik olarak hem hayvan hem de insan olarak temsil ederlerdi.

Astekler’in güneş ve takvim taşları:

Astekler’in yaradılış mitolojisinde  birbirini takip eden beş evren (güneş) vardı. Tanrıların kendi aralarındaki mücadeleleri ve  kendilerine ait birşeyler yaratma çabaları bu evrenleri birer birer afetler sonucu yok etmeye götürmüştür. İlk güneş, Tezcatlipoca tarafından yönetiliyordu ve adı “dört jaguar”dı. 676 yıl sonra Quetzalcoatl onu suya iter ve jaguarların evreni su tarafından yutulur. Böylelikle, Quetzalcoatl’ın kendisi ikinci evrene hükmeder. Bunun da adı “dört rüzgar”dır. Dört rüzgar dönemi, Tezcatlipoca’nın, Quetzalcoatl’ı intikam almak için bir hortum göndererek yok etmesi sonucu biter. Üçüncü güneş (evren) “dört yağmur” yağmur tanrısı Tlaloc tarafından yönetilir. Fakat Quetzalcoatl ateşten bir yağmur göndererek bu dönemi de siler. Dördüncü, “dört su” evreni, dünya bir sel felaketi geçirip sular altında kalınca, insanlarda balığa dönüşmüş ve bitmiştir. Bu dört “kusurlu” evrenden sonra, beşincisi “dört hareket” ortaya çıkmıştır ve bu şu anda yaşadığımız evrendir.
Beşinci güneş, Teotihuacan’da  tanrı Nanahuatzin ateşe düşerek, doğan bir güneşe dönüştüğünde ortaya çıkmıştır. O gökyüzünde hareketsizce asılı kaldığından dolayı diğer tanrılar gökyüzündeki hareketi yaratmak için kendi kanlarını kurban etmişlerdir.
Güneş tanrısına saygı göstermek için var olan bu güneş taşı, güneş için ertesi sabah yeniden doğabilme enerjisini bulsun diye kurban vermenin gerekliliğini sembolize eder.
1497’de, Astekler’in altıncı hükümdarı Axayacatl tapınağa koymak için bu taşı yaptırır. İspanyollar başkenti fethettiklerinde taşı tapınaktan çıkartıp merkez meydana atarlar. Fakat insanlar hala bu güneş taşına tapınmaya devam ettikleri için onu gömdürürler. 1970’de şehirle ilgili bir kazı çalışmasında bu taş tekrar bulunmuş ve bir şaheser olarak ortaya çıkarılmıştır.

Astekler bizleri hayretler içinde bırakıyor. Müzede böylesine inançlı, böylesine güçlü bir toplumla birkaç saatimizi geçirdikten sonra, gerçekten de 500 sene öncesine yolculuk etmiş ve hala dönememiştik. Müzeden kafamızda birçok soru, birçok düşünceyle ayrıldıktan hemen sonra birdenbire ani bir ışınlamayla günümüze döndük. Bizi bu kadar çabuk Astekler’den koparan ise Londra sokaklarındaki savaş karşıtı bir yürüyüşü tam anlamıyla karnaval havasına çeviren,  binlerce “Savaşa Hayır” diyen insanlardı.